Advertisements
Home

Turkish Football Star Reminds Turkey What the ALS Ice Bucket Challenge is All About

1 Comment

Emre Çolak, a Galatasaray footballer, reminded Turkey what the ALS Ice Bucket Challenge is all about one week ago in a Tweet. Personally, I commend him for his public service announcement. These days it is almost impossible to live without hearing about (or seeing) someone taking the challenge. At its heart the challenge is a good thing—it raises awareness for ALS (Amyotrophic lateral sclerosis), a disease that is estimated to affect 30,000 Americans alone at one time. But in this day and age, where the world is becoming more and more self-centered as technology grows, the challenge has raised many debates.

Anyone with a social media account can see how prevalent the culture of “Me, Me, Me” has become. People take “selfies” in a show of vanity while others tweet their own random thoughts as if their forty characters are gospel (and could even say anything coherent or meaningful). The ALS Ice Bucket challenge has in some eyes—at least judging by some of the opinions being voiced—been hi-jacked by this new culture. Some people post videos of them taking the challenge as a cheap show of vanity in a bid to feel good about themselves, with no intention of even donating. It isn’t hard to understand why—it’s the latest internet fad to go viral, and in life it always feels good to be part of a group. Unfortunately, it seems as if this phenomenon has been very evident in Turkey.

According to an August 27 announcement by the United States based ALS Association they have received 94.3 million dollars since July 29. This is compared to just 2.7 million dollars received in the same period last year (July 29-August 27). On August 28, the Turkish ALS Association announced that they had raised 779,000 Turkish Liras—the equivalent of 360,606 US dollars according to the latest exchange rates.

Despite the number being much lower than that for the US, it still represents a healthy increase from the numbers announced one week ago on the day of Emre’s Tweet. It had been just an appalling 13,000 Turkish Liras—6,017 US Dollars. One need only look at the disparity between the amounts raised during the first 24 hours of each country’s respective campaigns for confirmation. Again according to Sporx.com the US campaign raised 8.5 million dollars in its first day—its Turkish counterpart managed just 3,000 Turkish Liras, or 1,388 US Dollars. And that includes Atletico Madrid star Arda Turan’s personal donation of 1,000 Turkish Liras!

I’m not criticizing anyone. Perhaps the fact that a Turkish professor claimed (in one of those “only in Turkey” things) that accepting the Ice Bucket Challenge can lead to, among other things, death explains the lack of donations from Turkey(!). Or perhaps it is the fact that Turkey is not as rich as the United States, and thus people have less disposable income. I get those. Well, maybe just the latter. But my call is more to the numerous Turkish sports stars, movie stars, and pop stars who conspicuously share their Ice Bucket Challenge videos. If such rich people are doing this, then why are the donations so low? It certainly is something to think about. Thank you Emre Colak for your Tweet—someone had to say it.

 

By the way, I did NOT accept the Ice Bucket Challenge but I DID donate 100 US Dollars, as per the rules of the challenge. If you would also like to donate, please visit http://www.alsa.org/.

Bu arada ben Ice Bucket Challenge’ı kabul ETMEDIM ama challenge’ın kurallar gereğinde 100 Amerikan Dolarlik bağışında BULUNDUM. Sizde bağışta bulunmak isterseniz lütfen http://www.als.org.tr/sayfa.asp?sayfaID=11 sayfasını ziyaret ediniz.

Advertisements

Izmir Ataturk Stadium, Izmir, Turkey: Galatasaray-Atletico Madrid Charity Match for the Families Affected by the Soma Mine Disaster (0-0) Matchday

2 Comments

A Few Photos from the match for charity between Galatasaray and Atletico Madrid at Izmir’s Ataturk Stadium. The proceeds are to be donated to the families affected by the Soma mine disaster. For the Matchday write up please click on either English or Turkish.

 

20140806_202640 20140806_211124 20140806_212444 20140806_224218 20140806_215157 20140806_212428 20140806_202636 20140806_214234 20140806_214230 20140806_210603 20140806_210224 20140806_214242 20140806_214313 20140806_224158 20140806_224202

İzmir, Güzelim İzmir: Galatasaray Atletico Madrid ile Soma İçin Karşılaşıyor

2 Comments

Tişörtum sırtıma yapışmış, yakası ter içinde. Bu İzmir gecesinde sıcaklık 40 cıvarında gösteriyor ve şehirin simgesi olan Kordon’dan çok uzağım. O meşhur İzmirin güzel kızların akşam üstü piyasa yapmak için deniz kıyısında yürüdükleri yer. Hayir, burda kız yok. Erkek var, cok erkek var. Iğrenç bir ter kokusu kalabaliği kontrol etmeye çalişan ve çıgırından çıkmış polislerin bağırışlarınla havada karışıyor.

 

Bu bir siyasi miting değil. Bu bir siyasi gösteri veya protesto değil. Bu bir yardım organizasyonudur. Soma için. İzmir Atatürk Stadında Galatasaray İspanya şampiyonu Atletico Madrid ile karşılaşıyor. Maçtan elde edilen gelirler Soma’ya bağışlanacak. Yardım ve futbol adına bende 90 TL’mi verdim. Kaldı ki biletimi bulmam lazım, stadın bir köşesinde o bilet bir arkadaşımın elinde.

 

Aşırı bir kalabalığı önlemek için polisler set kurmuş, herkesin biletlerine bakıyorlar. Bileti olmayan stadın çevresine giremiyor. Setin arkasındaki kuyruklarda terli bedenler kapıların etrafında toplanmış, bekliyorlar. Elli bin insanın tek tek sıraya dizilişi iste bunu benziyor. Polisler girmemi izin vermiyor ama tekrar tekrar çaresizce yalvarıyorum. Telefonumda çekmiyor, etraftaki insan kalabalığı herhalde hatları zorlamıştır diye düşünüyorum.

 

Üç kez geçişim ret ediliyor, sonunda şansım açılıyor. Yaşlı bir Polis memuru bir kaç dakika bekle diyor. Bekliyorum. Bazı taraftarlar giriyor. Bazıları geri çevriliyor. Bu yaz akşamın havası ne kadar nemli ise birde o kadar gergin. Amerika’daki Kara Cumalardaki kadar itiş kakış var. Polis beni çağırıyor.

“Öbür sıraya gir” diyor, kafasını o tarafa sallayarak. Anlıyorum. Üstüme gelen insanların arasından sıyrılıp öteki sıraya girmek için “U donuşu” yapıyorum.

“Biletler, biletler! Biletleri görelim lütfen!” Önümdeki iki polis bağırıyor, bazılarını alıyorlar başkalarını geri çeviriyorlar. Benim konuştuğum polis meslektaşının kulağına bir şeyler söylüyor. Meslektaşı dinlerken bana bakıyor. Omuzumda bir el hissediyorum—beni geçiriyor. Savaş alanından kurtulan mülteci gibi hissediyorum kendimi, güvenildiğim için şükrediyorum.

 

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuşum sanki. “Sıra” dedikleri sadece insan kalabalığı, hiç bir düzen yok. Stadın çevresini dolaşıyorum, umutsuzca 3A kapısını arıyorum. Şuanda 7B kapısındayım. Kalabalığın arasından geçiyorum. Babalar oğullarını ne kadar yakın tutuyorsa erkekler kız arkadaşlarına o kadar sarılıyor. Ceplerime dikkat ediyorum, çok fazla çocuk rastgele kalabalığın arasında zikzak çiziyor. Bazı taraftar meşale yakıyor; aşırı sıcağa birde kırmızı ışımak eklendi. Bu bir yardım organizasyonudur. Soma için.

20140806_202640 20140806_202636

Arkadaşıma tam turnikelere yaklaştığında yakalıyorum ve biletimi alıyorum. Tam zamanında. Biletleri okuyacak cihaz yok, her şey manüel. Biletimi alıyorlar ve (normaldeki gibi) yırtmıyorlar, bileti olduğu gibi poşete atıyorlar. O bilet bir daha kullanılabilir, başkasını bedava giriş sağlayabilir. Bu bir yardım organizasyonu olacaktı. Soma için. Ben devam ediyorum, tribünlere doğru yol tutuyorum.

 

“Lütfen, çekilinde biz görebilelim.” Önümüzdekilerden cevap yok, reaksiyon bile yok.

“Doksan dakika sizin götlerinizi mi izleyeceğim?” Simdi daha yüksek sesli bir soru, arkamda bir yerlerden geliyor. İnsanlar tribüne akıyor ama yer yok, koltuklar dolu. Yürüme yolunda ayakta durmayı tercih ediyor insanlar, bizim koltukların tam önünde. Bölgedeki tek özel güvenlik çok yoğun, insanları durdurmakta çaresiz kalmış. Simdi stadyum faciaların nasıl olduğunu anlayabiliyorum. Kara bir düşünce.

 

“Bey efendi, lütfen çekilir mısınız? Bizim önümüzü kapatıyorsunuz.” Solumdaki adam yaşlı bir amcaya soruyor bu soruyu, amca oğlunun elini tutuyor.

“Oğlum bu maçı izlemek için geldi ve izleyecek.”

“İzlesin, tamam, ama lütfen başakların görüntülerini kapatmayacak bir yerde izlesin!”

Gerginlik artıyor.

“Burası Almanya değil! Das is Turkei!”

Solumdaki adam şaşkın şaşkın bakıyor. Belki Almanya’da büyümüştür, belki Almanya’da yaşıyordur, ama hala Türk. Hala insan.

“Biz Üç saat önce geldik ve oturduk buraya! Ne demek istiyorsunuz?” diye soruyor, hala şaşkın.

“Burası Türkiye!” Adam simdi bağırıyor, çocuğu etrafına sersem gibi bakıyor. Başı dönüyor olabilir, gözleri sağ sola bakıyor. Çok küçük, ama gerginlikten anlayabiliyor. Türkiye’de yaşıyor.

“Çocuğunuzla geldin demiştiniz, ona göre davranın. ‘Burası Türkiye’? O ne demek? Türkiye’de hayvan gibi mi davranabiliyorsunuz? Lütfen—bize, kendinize, ve çocuğunuza saygılı davranın!” Yine arkamdan gelen bir ses.

“Ben buraya döndüğümde buralarda insanların durduğunu görürsem ve hepinize dalmazsam en adi orospu çocuğuyum!” Kelimeler amcanın ağızından yaşını yakışmayacak bir nefretle çıkıyor, sonra çocuğunu alıp çekip gidiyor. Genç nesil nasıl davranacağını öğreniyor. Üstelik yardım organizasyonunda. Soma için.

 

“Ne yapacağım? Bu maçı oturarak mi izleyeceğim? Bu maç oturarak izlenecek maç değil! Sikim böyle işi.” Başka bir adam kontrolden çıkmış. Her şey çığırından çıkacak gibi. Özel güvenlikten yardım istiyoruz ama diyecek tek şeyi var: “Dinlemiyorlar ki.”

“Senin işin onlara anlatmak!” diyorum.

“Ne yapıyım? Dinlemiyorlar!” Omuzlarını silkip donuyor ve yürüyor, turuncu yeleği ile hala kabak gibi ortada. Bir an adamın yeleğini sırtından alasım geliyor ve adamın işini kendisi için yapasım geliyor. Ama yapmıyorum. Maç başlıyor. Yardım için. Soma için. Hatta, şimdiye kadar Soma’ya dair ilk işaret bir dakikalık saygı duruşundan sonra geliyor. Yavaş yavaş ama bir ciddiyetle karşı tribünden sesler yükseliyor. Sonra elli bin insanın sesi: “Her yer Soma—Her yer Karanlık!”

 

Yaklaşık on dakika içinde insanların önümde durmaması için uyarmaktan maça bakamıyorum. Yirmi dakika içinde herkes ayakta durmak zorunda kalıyor. Yapacak bir şey yok. Normalde kapalı tribünde oturularak maç izlenir. Bu akşam öyle değil, sadece alttaki koltuklar oturabiliyor.

20140806_212428

Keşke orda olsaydık. Ama değiliz. Bende gözlerime insanlara çeviriyorum. Meşaleler yakılıyor, yardım için. Soma için.

20140806_215157

Devre arasında bilet arıyorum, koleksiyonumu eklemek için. Girişte gördüğüm biletlerin koyulduğu poşeti arıyorum ama göremiyorum. Leş gibi kirli basamaklarda oturan bir polis görüyorum. Altında bir kâğıt karton, üstünde oturuyor. Maçlarda görev yapmanın zorluklarından biri. Bu kapıdaki tüm biletler yırtılmış, öbür kapıya git diyor. Girdiğim kapıyı gösteriyor. Oradaki polis yerdeki biletlerin bir tanesini almamı istiyor. Bir tane buluyorum. Üstündeki kirde “Nike” yazısını okuyabiliyorum, bir ayakkabı izi. Ayakkabı tutmak gibiyim, mide bulandırıcı. Tam dönüp gideceğim, poşeti görüyorum. Elimi içine atıyorum ve sıfır bilet buluyorum. Hiç yırtılmamış. Sonra bileğim sert bir şekilde tutuluyor, dans eder gibi döndürülüyorum.

“Sen ne yaptığını sanıyorsun?” Polis öfkeli, taraftarlar kadar öfkeli. Cevabımı veremeden bilet görevlisi araya giriyor.

“Tamam, tamam”. Bileti yırtıyor ve bana veriyor. Merdivenlerden yukarı kaçarken polisin sert bakışını sırtımda hissediyorum, simamı hafızasına tesir ediyor.

 

Beni başta öteki kapıya yönlendiren polis ile tekrar beraberim. Meslektaşını kızdırdığım için özür dilemek istiyorum ama doğrusunu yaptığımı soyluyor. Ben soruyorum bu ülke ne olacak, insanlara olamayan saygı ile ne yapacağız? Bu kadar belli ki bu saygısızlık bir yardım organizasyonda bile bariz belli oluyor. Geçen akşam CNN Türk’teki Ne Oluyor programına çıkan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri aklıma geliyor. Cumhurbaşkanlık seçimlerin öncesinde soruları yanıtlarken “Bu ülkeye bir ahlak reformu gerekiyor” demişti. Yanlış olduğunu söyleyemem.

 

“Dediler ki eğitim sorunları çözer,” diye başlıyor Polis memuru. Ben dinliyorum ve devam ediyor: “Ama üniversite mezunu olanlarında saygısız davranışlarını görüyoruz. İslam saygıyı öğreten bir din. Senden önce başkalarını yemek yedir, onların yemeği yoksa paylaş kendi yemeğini. Öyle olması lazım.”

“Ama uygulamada sorun var,” diyorum, sözünü keserek. Kabul edercesine başına sallıyor ve devam ediyor.

“Umut gençlikte diyorlar, ama gençlikte ciddi bir ayırım var. Gençlerin yarısı çok şey görüyor ve dünyayı bir şekilde bakıyor. Gençlerin obur yarısı hiç bir şey görmüyor ve hayata bam başka bir şekilde bakıyor. Ben batı Avrupa’da bir kaç ülke gezdim, ama onların hayati daha rahat. Daha az insan var. Burada, tanıdığım yabancıları görüyorum. Sonunda Türk olmak zorunda kalıyorlar, Türk gibi davranmaya başlıyorlar. Ülkelerindeki gibi Türkiye’de davranamıyorlar. Sana da oluyordur bu, Amerika’da davrandığın gibi Türkiye’de davranamazsın.”

Kafamı sallıyorum, anladığımı gösteriyorum. Bir şekilde davranamazsan insanlar seni ezer. Ama öyle olmamalı.

“Geçen gün gazetedeki magazin sayfalarına baktım. O kadar zengin var, ama barzolar. İnsanlar saygısızlıklarını para ile kapatmaya çalışıyorlar.” Polis devam ediyor, hızını almış gidiyor. “Onlar bazı yerlerde kapatabilirler. Senden saklayamazlar, benden saklayamazlar, ama başkalarından saklayabilirler. Paranın önemli olduğu yerlerde. Arabanın markasının önemli olduğu yerlerde, giydiğin kıyafetin önemli olduğu yerlerde.”

Anlıyorum. Öyle yerler çok Türkiye’de.

 

Örnek: Zengin olursan o paranın bir kısmını bağışlayabilirsin. Zengin olursam istiyorum ki başkalarını düşünebilirim. İzmir Atatürk stadındaki taraftarların Somayı unutmamalarını istediğim gibi. Parçalanan aileleri unutmamaları ve onların için devam etmenin ne kadar zor olduğunu unutmamalarını istediğim gibi. Bu akşam neden burada olduğumuzu hatırlasınlar, neden ülkenin asgari ücretin onda birini bir futbol müsabakasına verdiğimizi hatırlasınlar. Bir çok şeyi kaybedenler için geldik. O zaman neden, insan olarak, bir birimize zora sokarız koltuk için savaşarak? Suç tamamen insanlarda değil tabii ki, organizasyon çok kotuydu ama—en az bir kere—kendimiz organize olalım. En azından denemeliyiz. Bazı taraftarlar bunu başarabildi. Bazıları başaramadı. Başarabilenleri teşekkür etmek için, başaramayanları da hatırlatmak için yazıyorum.

 

Maçta 0-0 bitti bu arada.

 

For English please click here.

Izmir, Beautiful Izmir: Galatasaray Meet Atletico Madrid for Soma

2 Comments

My shirt sticks to my back, the collar is drenched with sweat. It’s a hot Izmir night as the temperature hovers near forty degrees Celsius. I’m far from the city’s picturesque Kordon, the shoreline promenade where Izmir’s famously beautiful girls stroll on summer evenings. No, there are no girls here. Just men, lots of men. The foul smells of body odor mix with the frantic shouts of police officers attempting to organize the chaos as bodies stream at them.

 

This isn’t a political rally. This isn’t a political protest. This is a charity event. For Soma. Galatasaray are facing the reigning Spanish champions Atletico Madrid at Izmir’s sprawling Ataturk Stadium—Turkey’s biggest. Supposedly, the proceeds will go to the families of those affected by the Soma mining disaster in May. I have given 90 Turkish Liras to the cause in the name of football. I just need to find my ticket, which is with a friend somewhere in the stadium.

 

The police are checking people’s tickets in a first line of defense against overcrowding. Those without tickets are not let into the stadium grounds, where lines and lines of sweaty bodies are crowded around the gates. This is what it looks like when 50,000 people are herded into single file lines. The police are refusing me entry time and time again as I desperately plead my case. There is no cell phone service here, the presence of so many people seems to have overloaded the networks.

After being rejected entry three times I get lucky. An older policeman tells me to wait for a few minutes. I wait. Some are let through. Some are sent back. The tension is as thick as the humid summer air. There is more shoving than in a Wal Mart on black Friday. The cop calls me over.

“Go to the other line”, motioning his head. I nod. I push back through the oncoming crowd and pull a U-turn.

“Tickets, tickets—lets see your tickets please!” The two cops in front of me are yelling, pushing people through and stopping others. My man is whispering something to a colleague. He looks at me as he listens. I feel his arm on my shoulder, pushing me through. I feel like a refugee plucked out of a war zone, I feel grateful to have been trusted.

 

Out of the frying pan and into the fire. The “lines” are just a mass of people, there is no organization. I walk the perimeter of the stadium, searching desperately for Gate 3A. I’m at Gate 7B. I push through the crowds. Fathers hold their children close, boyfriends hold their girlfriends closer. I watch my pockets, there are too many kids zigzagging through the crowds at random. Some people are lighting flares, giving the proceedings a red glow to match the night’s heat. This is a charity event. For Soma.

20140806_202640 20140806_202636

I catch my friend just as he is about to get to the turnstiles and grab my ticket. Just in time. There is no scanning machine, its all manual. They take my ticket and without ripping it (as is customary) throw it into a plastic bag. That ticket could be re-used, to give someone free entry. This is supposed to be a charity event. For Soma. I walk on, headed to the stands.

 

“Please, move out of the way so that we can see”. No answer, no reaction from those in front of us.

“Hey, am I supposed to watch your asses for 90 minutes?” A louder question now, from somewhere behind me. People stream into the stands but all the seats are full. They decide to stand on the concourse, directly in front of our seats. The one usher in our section is overwhelmed, powerless to stop the people coming in. Now I understand how stadium disasters can happen. A dark thought.

“Sir, could you please move? You’re blocking our view.” The man to my left asks an older gentleman who holds his son by the hand.

“My son came to watch this match and he’s going to watch it.”

“That is fine, but please watch somewhere that doesn’t block other people’s views!” The tension rises.

“This isn’t Germany! Das Is Turkei!”

The man to my left looks surprised. Perhaps he was born in Germany, perhaps he lives in Germany, but he’s still a Turk. He’s still a person.

“I claimed these seats three hours ago! What is that supposed to mean?” He asks, still surprised.

“This is Turkey!!” The man is yelling now, his kid is left looking around in confusion, his head spinning, eyes darting left and right. He is young, but he knows tension. He lives in Turkey.

“Please, you said you came with your son so act accordingly. ‘This is Turkey?’ So what, does that mean that in Turkey you can act like an animal? Please, be respectful to us, to yourself, to your son!” Again, a voice from behind me.

“When I come back here and see people standing here, if I don’t attack you all may I be a whore’s son!” The words come spewing out of his mouth with a venom of hatred that belies his years, before he storms off with his son in tow. The younger generation is learning how to behave—at a charity event. For Soma.

 

“What, am I supposed to sit down and watch this match? This match isn’t a match to sit down at, fuck this.” Another man is beyond control. It feels like everything will come crashing down. We ask the usher to help and all he can say is “They won’t listen”.

“Its your job to make them listen!” I say.

“What can I do? They just wont listen!” he shrugs and walks away, sticking out in his reflective orange vest. I want to rip it off his back and start doing his job for him. But I don’t. The match is starting. For charity. For Soma. In fact, so far the only sign of Soma comes after the minute of silence. Slowly, steadily, the chant rises from the opposite side of the stadium before it is 50,000 voices—“Everywhere is Soma, Everywhere is Darkness!”

 

After about ten minutes I stop paying attention to the match for reminding new comers that they are blocking people’s views. After twenty minutes everyone is forced to stand up. There is no use. Normally, the closed stand—“kapali”—is where people watch sitting down. That is not the case tonight, except in the lower level of the stand.

20140806_212428

If only we had been there. But we aren’t. So I engage in people watching and flare watching. A Pyro show, for charity. For Soma.

 

20140806_215157

At halftime I look for a ticket stub, one to add to my collection. I look for the plastic bag I saw when entering but cannot find it. I find a cop sitting on the dirty steps watching the gate. He has a cardboard box under him—the hardships of game day duty. He says that all the tickets at his gate where ripped, and tells me to go to the other gate, the one I came in through. There the policeman on duty asks me to take one from the ground. I find one. I can almost make out the writing “Nike” in the grime, an imprint of a shoeprint. It is like holding the sole of a shoe, not the most appetizing. Just as I turn to go I discover the bag. I reach in and grab a pristine ticket, not ripped. Then is a hard grip on my wrist, spinning me around as if in a ballroom dance routine.

“What do you think you’re doing!” The cop is enraged, as enraged as the fans.

Before I can say anything the ticket man stops him.

“Its ok, ok.” He rips a ticket and gives it to me. I hurry away up the stairs, feeling the stone cold gaze of the police officer imprinting my image in his mind.

 

I’m back with the original police officer, the one who had sent me to the other gate in the first place. I want to apologize for upsetting his co-worker, but he waves me off. He says I did the right thing. I ask him what is going to happen to this country, what we can do with the lack of respect for fellow humans. So palpable is the lack of respect that it comes to the fore at a charity event. I think about the opposition leader Kemal Kilicdaroglu who was interviewing on CNN Turk’s “Ne Oluyor” program the previous night, answering questions about the presidential election coming up on August 10. He had said that this country needs a “morality reform”. He isn’t wrong.

 

“They said education would solve this,” begins the cop. “But we see university educated citizens being disrespectful. Islam is a religion that teaches respect. Feed others before you, share your food if they have none. That’s how it is supposed to be.”

“But it doesn’t work out that way.” I interject. He nods.

“They say the hope is in the youth, but there is a serious divide in the youth. Half the youth see a lot and see the world in one way. The other half of young people see nothing and see the world completely differently. I’ve visited a few countries in Western Europe, but their lives are more relaxed. There are less people. Here, I see foreigners I know. Eventually they have to become Turkish, and act Turkish. They have to change their manners, they cannot act the same way in Turkey that they do in their own countries. It might happen to you, you are different in the United States than you are in Turkey.”

I nod. If you don’t act a certain way, people won’t respect you. They will step on you, take advantage of you. But that isn’t how it should be.

“The other day I was glancing at the celebrity news in the paper. So many rich people, but they are savages. People try to mask all their disrespectful qualities with money.” The policeman is continuing, on a roll. “They can mask themselves in certain environments. They can’t hide it from you, they can’t hide it from me, but they can from others. In places where money is all that matters, where the kind of car you drive and the clothes you wear matter.”

I nod. Such places are indeed many in Turkey.

 

If you’re rich you could give some of that to charity, for instance. If I ever got rich, I’d like to think that I could remember where I came from and give back.

Like I would like some of the football fans at the Izmir Ataturk Stadium to remember what happened in Soma. To remember those families, who lost their breadwinners; to remember how hard it is for them to go on. To remember why we are here tonight, why we spent more than ten percent of the country’s minimum wage on a ticket for a soccer match. We did it to give back to those who lost so much. Now why would we, as human beings, make it harder on one another by fighting over seats? Its not their fault completely, the organization is admittedly bad but it would be nice to, at least for once, organize ourselves. Or at least try to. Some of the fans could. Others couldn’t. I write to thank those who could, and remind those who couldn’t.

 

By the way, the match ended 0-0.

 

Turkçesi için lütfen tıklayınız.